Nasıl üç büyük kulübümüze UEFA el koyduysa, UNESCO’da gelip İstanbul boğazına el koyacak…

UEFA İstanbul Boğazına el koydu(!)

Hürriyet’ten Ateş Bakanın Bluefish belgesel üzerine yazısı

Strabon:
“Asya yakasındaki Kalkhedon (Kadıköy) yakınında dipten yüzeye doğru suyun arasından parıldayan şahane beyazlıkta bir kaya vardır. Palamutlar bu kayayı birdenbire karşılarında görünce her zaman ürkerler. Sürüler halinde dosdoğru karşı tarafa, Byzanthion (Haliç) burnuna yönelirler.
Metinde bahsi geçen bu kaya, Kız Kulesi’nin üzerinde inşa edildiği kayadır…

Balıkhane Merkez Müdürü Deveciyan Karakin:
“1911’de balıkhaneye 3 milyon çift torik geldi. Kılıç balıklarının ortalama boyu, 2,5 metreydi”
Diye yazmış…

***
Bir zamanlar binlerle avlanan kılıç balığı, 1950’lerden beri İstanbul’a uğramadı…
Kayıtlara göre avlanan lüfer balığı, 380 bin kilo…
Bugün avlanan miktar, o dönemin beşte biri…
O dönem, ne gırgır var, ne sonarlar…
Önce kılıç balıkları, sonra orkinoslar, torikler yok oldu…
Sırada lüfer var…
Şimdilik sadece nesli küçüldü… Ortalama boyu 29 santim iken 14 santime düştü
Birileri el koymaz ise o da bitecek…
Bizde Homeros, Strabon ve Phinius’un bize yaptığı gibi bizde çocuklarımıza;
“Bir zamanlar bir lüfer balığı vardı tadı inanılmazdı, damlayan yağı mangalı söndürürdü” diye anlatacağız…
Gözümüzün önünde bir Dünya değeri bitiyor ve bizler izliyoruz…
Birilerinin “dur” demesini bekliyoruz…

***
Bu hafta sonu, !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde, Mert Gökalp’in hazırladığı bir Lüfer belgeseli izledim…
Utandım!
Mert Gökalp;
İstanbul boğazının ve Karadeniz’in deniz canlıları için önemini anlatmış…
Filozofların yazdıklarını özetlemiş…
Nerede yumurtlar, nerden nereye gider, bilmediğimiz sürekli tükettiğimiz bir canlının yaşam mücadelesini anlatmış…
Bugün “balık avı” adı altında boğazın yok edilişini anlatmış…

***

Aslında gözümüzün önünde olan katliamdan herkes şikâyetçi…
Mert Gökalp, Gırgır sahiplerinden, balıkçısına, bilim adamlarından toptancıya kadar her kesim ile konuşmuş…
Hepsi feryat ediyor; “bitecek bu balık” diyor…
Ancak insanoğlu sonunda bencil bir varlık…
“Bitmeden bir lokma da ben ısırayım” diyor…
Bugünün meselesi de değil bu…
Yüz yıllık bir problem… Teknoloji geliştikçe avcı vahşileşiyor… Av ise çaresiz kalıyor…
Bu hayvan da bitecek… Yumurtlayamayan bir hayvan tekrar nasıl üreyebilir ki?
Birilerinin mutlak “dur” demesi lazım…
Gerekirse, bu işten ekmek yiyen herkesin zararı tazmin edilip; İstanbul boğazında teknolojik balık avının yasaklaması lazım…
Yoksa UNESCO gelecek ve siz bu Dünya Mirasını koruyamıyorsunuz, ‘ben el koyuyorum’ diyecek…
Nasıl üç büyük kulübümüze UEFA el koyduysa, UNESCO’da gelip İstanbul boğazına el koyacak…




Leave a Reply

Your email address will not be published.

*

Nasıl üç büyük kulübümüze UEFA el koyduysa, UNESCO’da gelip İstanbul boğazına el koyacak…

UEFA İstanbul Boğazına el koydu(!)

Hürriyet’ten Ateş Bakanın Bluefish belgesel üzerine yazısı

Strabon:
“Asya yakasındaki Kalkhedon (Kadıköy) yakınında dipten yüzeye doğru suyun arasından parıldayan şahane beyazlıkta bir kaya vardır. Palamutlar bu kayayı birdenbire karşılarında görünce her zaman ürkerler. Sürüler halinde dosdoğru karşı tarafa, Byzanthion (Haliç) burnuna yönelirler.
Metinde bahsi geçen bu kaya, Kız Kulesi’nin üzerinde inşa edildiği kayadır…

Balıkhane Merkez Müdürü Deveciyan Karakin:
“1911’de balıkhaneye 3 milyon çift torik geldi. Kılıç balıklarının ortalama boyu, 2,5 metreydi”
Diye yazmış…

***
Bir zamanlar binlerle avlanan kılıç balığı, 1950’lerden beri İstanbul’a uğramadı…
Kayıtlara göre avlanan lüfer balığı, 380 bin kilo…
Bugün avlanan miktar, o dönemin beşte biri…
O dönem, ne gırgır var, ne sonarlar…
Önce kılıç balıkları, sonra orkinoslar, torikler yok oldu…
Sırada lüfer var…
Şimdilik sadece nesli küçüldü… Ortalama boyu 29 santim iken 14 santime düştü
Birileri el koymaz ise o da bitecek…
Bizde Homeros, Strabon ve Phinius’un bize yaptığı gibi bizde çocuklarımıza;
“Bir zamanlar bir lüfer balığı vardı tadı inanılmazdı, damlayan yağı mangalı söndürürdü” diye anlatacağız…
Gözümüzün önünde bir Dünya değeri bitiyor ve bizler izliyoruz…
Birilerinin “dur” demesini bekliyoruz…

***
Bu hafta sonu, !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde, Mert Gökalp’in hazırladığı bir Lüfer belgeseli izledim…
Utandım!
Mert Gökalp;
İstanbul boğazının ve Karadeniz’in deniz canlıları için önemini anlatmış…
Filozofların yazdıklarını özetlemiş…
Nerede yumurtlar, nerden nereye gider, bilmediğimiz sürekli tükettiğimiz bir canlının yaşam mücadelesini anlatmış…
Bugün “balık avı” adı altında boğazın yok edilişini anlatmış…

***

Aslında gözümüzün önünde olan katliamdan herkes şikâyetçi…
Mert Gökalp, Gırgır sahiplerinden, balıkçısına, bilim adamlarından toptancıya kadar her kesim ile konuşmuş…
Hepsi feryat ediyor; “bitecek bu balık” diyor…
Ancak insanoğlu sonunda bencil bir varlık…
“Bitmeden bir lokma da ben ısırayım” diyor…
Bugünün meselesi de değil bu…
Yüz yıllık bir problem… Teknoloji geliştikçe avcı vahşileşiyor… Av ise çaresiz kalıyor…
Bu hayvan da bitecek… Yumurtlayamayan bir hayvan tekrar nasıl üreyebilir ki?
Birilerinin mutlak “dur” demesi lazım…
Gerekirse, bu işten ekmek yiyen herkesin zararı tazmin edilip; İstanbul boğazında teknolojik balık avının yasaklaması lazım…
Yoksa UNESCO gelecek ve siz bu Dünya Mirasını koruyamıyorsunuz, ‘ben el koyuyorum’ diyecek…
Nasıl üç büyük kulübümüze UEFA el koyduysa, UNESCO’da gelip İstanbul boğazına el koyacak…




Leave a Reply

Your email address will not be published.

*

error: Content is protected !!